Milano'ya döndükten sonra koştur koştur metroya atladım, hostel'ime döndüm, çantaları aldım, aşağıdan atıştırmalık hamurişi bir şeyler - soğanlı, yeşil zeytinli pizza, güzeldi bu sefer - aldım, tekrar metroya atladım, istasyona geri döndüm, trenime bindim. İstikamet Floransa. 

Floransa ve Roma Gezisi

BÖLÜM 2: FLORANSA VE ROMA

(İlk yazı Milano ve Como Gölü notlarını okumak için buraya tık.)

Trenim çok kıyak; hızlı tren olduğu için yanınıza sakız falan alırsanız iyi olur bu arada, basınçtan kulaklar bir hoş oluyor. Milano'dan Floransa'ya 1 saat 40 dakikalık yolculuğun ardından Firenze Santa Maria Novella Tren İstasyonu'na ayak bastım.

İstasyonun beleş internetine bağlanıp hostel'imi haritada işaretledim. Çok uzak gözükmeyince o ara neyin gazına geldim bilmiyorum, "Yürürüm ya n'olcak" dedim. Meğerse o kısa gözüken mesafe 1 kilometreymiş. İşte benim harita okumayla ölçeklerle bir sorunum var artık anladım. Elim kolum sırtım artık her tarafım dolu şekilde yürümeye başladım.

Santa Maria Novella Tren İstasyonu'ndan Merkeze Ulaşım

floransa-tren-istasyonu-sehir-merkezi

Floransa'nın sokakları da dar, kaldırımları da takur tukur valizimin tekerlerini öpüyor, bir de hava 32-33 derece. O 1 kilometrelik yolu her 100 metrede bir çöküp dinlenmesi falan derken bir saatte gittim. Hostelim de "Hostel Florence Experience" bu arada, Via Maggio caddesi üzerine çok hoş bir yerde.

Hostel'in kapısına gelince bir rahatladım, "Oh bitti işkence" dedim ki hostel'in o eski, asansörsüz 5 katlı binanın en üst katında olduğunu fark etmemle yıkıldım. Tabi bir yerden sonra artık bir önemi kalmıyor, beyin falan çalışmayı durdurduğu için ne dense yapıyorsunuz. Bir şekilde çıktım işte en üst kata.

Bir takım şanssızlıklar

Bu sefer hostel sahibi "Ya biz kart kabul etmiyoruz ama :(" dedi, "E bende nakit yok" dedim. Yoktu çünkü, hostel'leri kredi kartından ödeyeceğim için harcamaları hep nakit yaptım, kalmadı o kadarı. Bir şekilde anlaştık, pasaportumu kasaya kitledi ve "Neyse canım burada güvende ödeyince alırsın :)" dedi.

Tabi pasaportu orada bırakınca koydu biraz, kendimi kaçak gibi hissettim, moralim bozuldu. Param da yok şimdi çok, yani kredi kartım var da tüm bütçe planlamamı baştan yapmak zorundayım. Bir de okuldan mail gelmiş, Türkiye'ye postayla gönderdiğim valizim gümrükten geri dönmüş, Belçika'da kalmış. Gidip de alamıyorum vizem bitiyor. Efsane yorgunum bir de. Ulan. Floransa çok kötü başladı.

Manzaralı akşam yemeği, 3-4 euro bir şey işte.

Manzaralı akşam yemeği, 3-4 euro bir şey işte.

Neyse, ailemden para istedim. Diğer konularda da gerekli mailleri attıktan sonra elimden daha fazla bir şey gelmeyeceğini fark ettim, bari olabildiğince günün geri kalanının tadını çıkartayım dedim. Market buldum bir tane, -değişmez- market Nutella'mı ekmeğimi aldım, hadi moralim de bozuktu diye kendime bir güzellik yapıp bir de portakal suyu aldım. Gittim Arno Nehri'nin kenarına, duvara oturdum. Çok hoş bir akşam yemeği yedim gün batımı eşliğinde. Keyfim de yerine geldi. Zaten yapabileceğimi yapmıştım, e bir de Floransa'dayım şimdi boru mu.

Planlar

16337460365_b06cb6a5f2_k

Yolda valizi çekip denizciler gibi söverken fark etmemişim ama şehir de çok hoş hani. Sonra kalktım, Ponte Vecchio üzerinden şehrin öbür -asıl merkezi- kısmına geçtim, bir enerji geldi, bir saat turladım öyle sokakları. Ertesi gün neler yapacağımı planladım. Floransa hakkında okuma yapmıştım biraz, daha önce giden arkadaşlarım da "Uffizi Galerisi'ne gitmezsen olmaz hacı sen kendini kaybedeceksin bak orada görürsün" demişlerdi. "O zaman sabah şehri dolaşırım, güneş tepeye çıkınca da müzeye giderim" diye planımı yaptım.

Floransa'da Konaklama: Hostel Florence Experience

Hostel'e döndüm ardından. Bu arada bahsetmedim hostel'den pek. İki tane, baya baya büyük apartman dairesi aynı katta. Odalar 10 kişilik, yatakları çok rahat diyemem. Bir de kalabalık, ama güzel bir kalabalık. Baya canlı bir hostel, birileri şarkı söylüyor, kimisi kitap okuyor, bazısı da aralıkta telefon şarj ederken muhabbet ediyor falan. Milan'daki hostel'imde ve daha önce kaldığım hostel'lerde böyle bir ortam olmadığı için hoşuma gitti. He ama kalabalık olunca sabahları ve akşamüstü tuvalet/duş sırası da problem oluyor, ama sabahları yarım saat erken kalkarsanız, akşam da otele dönüşünüzü biraz erkene alırsanız atlatamayacağınız bir durum değil.

floransa-interrail-rotasi

Ertesi sabah 7'den önce uyandım. Hostel'de kahvaltı da almıştım günlüğü 2 euro'ya. Bir gittim ki mutfağa, gülesim geldi. Ekmek koymuşlar, Nutella - gerçeğini - koymuşlar, işte kahvaltı olmuş. Aynısı benim çantamda da vardı. Nutella-ekmek'ten farklı bir şey yerim diye umutlanmıştım ama kısmet işte bazı şeyler de. Neyse sonra corn flakes çıktı bir yerden de bir değişiklik oldu, hayatıma renk geldi.

Uffizi Galerisi Bileti

Kahvaltı sırasında da Uffizi biletimi aldım hemen internetten. Uffizi Müzesi'nin giriş ücreti 8 Euro. Hatta Belçika'dan geçici vatandaşlık kartımla belki ücretsiz bile girebilirdim ama bilet alma sırası çok uzunmuş, 1-2 saat beklenebilirmiş. E benim de vaktim yoktu o kadar, internetten aldım mecburen. İyi de oldu aslında, beklemedim. Müzede de daha çok vakit geçirdim. (Biletler kapıda 8 euro, internetten alırsan 14 yada 16 olması lazım.)

Piti Sarayı (Palazzo Pitti)

floransa-gezilecek-yerler-piti-sarayi

Neyse zengin kahvaltımın ardından ufak çantamı topladım, yola çıktım. Önce otelin olduğu yakayı dolaşayım ardından nehrin öbür kısmına geçerim diye düşündüm ve Pitti Sarayı -Palazzo Pitti - ile güne başladım. Şehrin en büyük sarayı olan bu güzelim yapı, ne yazık ki benim kendisini ziyarete gittiğim saatlerde henüz açılmamıştı. Şöyle dışında bir dolandım, baktım harbi harbi kapalı. Üzüldüm biraz ama Uffizi öyle bir heyecan yaptı ki bünyede, takılmadan yoluma devam ettim. Sonra internetten Piti Sarayı'nın fotoğraflarına bakınca sağlam üzüldüm ama. Siz yapmayın böyle. Gidin dolaşın. Neyse.

Geri döndüm, Santa Spirito Kilisesi'ne uğradım, devam ettim San Frediano in Cestello Kilisesi'ni gördüm. Ardından Ponte Vespucci köprüsü üzerinden nehrin öbür tarafına geçtim. Santa Maria Novella Kilisesi'nin önüne geldim, önceki gün valizimle geçerken dikkatimi çekmişti ama yorgunluktan dönüp inceleyememiştim hiç.

Sokak ressamı Botticelli'nin The Birth of Venus isimli tablosunu yapıyor.

Sokak ressamı Botticelli'nin The Birth of Venus isimli tablosunu yapıyor. Güzel de yapıyor.

Kilise'nin yanında sokak sanatçıları var bu arada, yerlere çizim yapıyorlar falan ama bazıları biraz agresif, çok da muhabbet kurmaya çalışmayın bence. Bastığınız yere de dikkat edin bu arada, yerlerde bir sürü şey satıyorlar da yanlışlıkla basmayın. Kiliseyi daha sonra dolaşmak üzere aklıma yazdım ve şehir merkezine doğru yollandım. Dolaşa dolaşa sonunda Il Duomo di Firenze denilen, Floransa'nın göz nuru, hatta yalan olmasın benim de şehre gelme sebebim; sırf gün doğumunda fotoğrafını çekmek olan şehrin büyük katedraline vardım. Duomo veya Santa Maria del Fiore olarak da biliniyor.

Floransa Katedrali'ne Varış

floransa-gezilecek-yerler-duomo

Nasıl büyük, nasıl büyük. Git git bitmiyor, daha da büyüyor. Böyle büyüleyici bir yapı. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde, dünyanın en büyük tuğla kubbesi. Ağzım açık bir biçimde etrafını turluyorum, içeri de girmek istiyorum ama daha sabah 9:30 bile olmamasına rağmen upuzun bir giriş sırası var. Beklesem mi diye düşünüyorum ama ne zaman içeri girebileceğim belli değil, girsem ne kadar kalabileceğim belli değil, bir de Uffizi'ye olan biletimi - girişleri saatli olduğu için - geç kalıp yakmak istemiyorum. O yüzden içerisini gezmeyi söylene söylene bir dahaki - cebimin para dolu ve harbi harbi şehre zaman ayırabileceğim bir - Floransa ziyaretime bıraktım.

Ardından çevredeki sokaklara girdim çıktım, birkaç kartpostal aldım; bu arada eğer hazır kartpostalı aldım pulunu da birlikte alayım dükkandan diye düşünüyorsanız almayın, öpüyorlar. Posta ofisi çok yakın, hatta bakın burada hemen. Ardından Repubblica Meydanı'na gittim, dondurma yedim. Yukarı aşağı, artık rastgele sokaklara girip çıkıyorum ama şehir çok eğlenceli. Bir de demiştim Assassin's Creed az oynamadım, "Ulan hiç değişmemiş şehir oyundaki gibi 500 yıldır aynı maşallah" diye diye dolanıyorum.

İşte dolana dolana Academia'nın yakınına gelmiştim. Uffizi ile birlikte sanat koleksiyonu konusunda başı çekiyor Academia, Rönesans döneminin büyük okulu. Orası da gezi planımdaydı ama başka bir güne bırakmıştım. Gelmişken bakayım dedim, tüm sokak insan dolu, herkes sırada. Geri döndüm, tekrar katedralin meydanına. Biraz orada takıldım. Ardından hostel'ime döndüm, mataramı falan doldurdum, Nutella-ekmek artık ne varsa yedim, çıktım. Ve sonunda Uffizi!

Uffizi Galerisi

Tamam bu kadar değildi ben gittiğimde ama kalabalık ya. Var yani.

Tamam bu kadar değildi ben gittiğimde ama kalabalık ya. Var yani. Oluyormuş işte.

 

Of be, şehir çok etkileyici ama bütün gün aklımda Uffizi ile gezdiğim için ve sonunda vardığım için heyecanlıyım. Sütunlarda Rönenesans'ın büyük yazarları, düşünürleri, sanatçıları. Hep tarih kitaplarında, sanat derslerinde adı geçen babalar. Hemen gittim rezervasyonlu biletler için ayrı bir gişe var, girişinizden 15 dakika önce gidip biletinizi alıyorsunuz. Ben de 5 dakika bekledim, gittim aldım. Kapıdan bilet alma sırası da fena uzundu. O sıcakta beklemeye, harcanacak zamana değmezmiş, iyi oldu. Üst baş taramasının ardından içeri giriyoruz.

Baktım, audio-guide 6 Euro, kitaplar ise 12 Euro. Aslında elim kitaba gidiyordu ama son anda audio-guide almaya karar kıldım. Çünkü önümde yazı olunca onu okurken resme odaklanamıyorum bu sefer, böyle salak bir sorunum var. Ben resmi incelerken arkada guide konuşur, bu sırada varsa da müzenin internetine bağlanır merak ettiklerimi internetten bakarım diye düşündüm, aldım bir tane.

Uffizi'de audio-guide hayal kırıklığı

Şimdi burada biraz o audio guide'a sövmek istiyorum, çünkü çok yetersiz. Yani, gerçekten, büyük hayal kırıklığıydı. Hani her eser hakkında bir başlasın sabaha kadar konuşsun diye bir isteğim yok ama %80'i odaların girişindeki açıklamalarda ne yazıyorsa onun aynen okunmasından ibaret. Üst kattaki eserlerin de ancak sayılı bir kısmının kendine özel açıklaması var. Bir çoğunun yanındaki açıklama da eser hakkında sadece karakterlerin adları ve hangi tarihten itibaren Uffizi'den sergilendiğinden ibaret. Basılı rehberi de uzun uzadıya inceleme fırsatım olmadığı için tam bir karşılaştırma yapamıyorum o daha dolu gözüküyordu içerik açısından.

Böyle koridor. Ciddi böyle ya.

Böyle koridor. Valla böyle ya.

Tavsiyem: Rehberli tur

Benim tavsiyem, fırsatınız varsa rehberli bir turla dolaşmanız müzeyi. Evet ben rehberli turları pek sevmem, müzelerde özgür dolaşmayı, bazen bir tablonun önüne yarım saat oturmayı severim ama Uffizi pek büyük, her şeye vakit ayırırsanız bir gününüzü müzede geçirmeniz gerekebilir. O yüzden varsa imkanınız, vaktiniz de kısıtlıysa bir rehber tutup öyle gezin. Ben de takıldım o gruplara bir kaç kez çaktırmadan da, baya ilginç hikayeler anlatıyorlar sanatçılar ve eserleri hakkında.

Bir kere dolaşması zor bir müze burası. Eserlerin konularına ve sanatçılara göre düzenlenmiş 45 tane oda var. Odalardan bazıları bağımsız odalar, girip çıkıyorsunuz hemen. Bazıları birbiriyle bağlı, bazıları da çalışmalar sebebiyle kapalı. Yani gezerken "Çok oda var ya atlamamak lazım" diye aklı kalabiliyor insanın. Ve çok eser var. İnanılmaz çok. Aklınız çıkar ya, öyle çok. "Mediciler nasıl toplamış, helal olsun be" dedirtiyor. Ben durup durup dedim en azından. Bir de Uffizi'de her yerde eser var. Odalarda tablolar, koridorlarda yanınızda heykeller, heykellerin üstünde portreler, tavanlardaki çizimler ve semboller, pencereden gözüken Floransa'nın kendisi. Hani gerçekten nereye bakayım, şaşırdım. Zaten o ikinci kattaki koridoru ilk gördüğümde aklım gitti; fark ettim ki günümün geri kalanı da gitti, müze kapanana kadar buradayım.

Uffizi Galerisi'nin bölümleri

O kadar çok eser var ve o kadar dağınıklar ki nasıl yazsam bilemedim. Önce en üst kata çıkıyorsunuz, ki orada Rönesans öncesi tablolar ve Rönesans eserleri var. İlk odalarda Meryem ve Bebek İsa ile başlıyoruz, ki zaten bir süre sonra o kadar fazla oluyor ki bunlar, katın yarısı neredeyse, yoruyor. Dediğim gibi eser açıklamaları da az olunca bir süre sonra çok farklı gözükenler dışında Meryem ve Bebek İsa konulu çalışmaları es geçtim.

Giovio serisi tüm koridor devam ediyor. Tavan işlemelerine de dikkat yalnız.

Giovio serisi tüm koridor devam ediyor. Tavan işlemelerine de dikkat yalnız.

Bu sırada koridorlarda dönemin ünlü isimlerinin büstleri, rönesans döneminden heykeller ve Medici ailesi üyelerinin portreleri - zamanında Uffizi'de Medicilerin sergiledikleri düzenle - sergilenmekte. Onların üzerinde üse dünyanın her tarafından dönemin ünlü liderlerinin, komutanların, aristokratların portreleri var ufak boyutta, Giovio Serisi olarak geçiyor. Kaçıranlar olmuş internette okuduğum yorumlarda, Osmanlı padişahlarının portreleri de bu seride yer alıyor. İkinci kata çıktığınız zaman sol taraftaki duvarlarda, bir kaç oda sonra olması lazım, üstlere bakarsanız görebilirsiniz.

"Leonarda'ya gider, Botticelli'ye gider"

Botticelli'nin salonu da beyle.

Botticelli'nin salonu da beyle.

Kendimden geçmiş bir şekilde üst katın ilk yarısını ancak 2 saatte gezdim. Aralarda bol bol oturdum, çünkü koridor da ayrı bir ihtişamlı, müzenin çok hoş bir havası var. Bir de gruplardan bahsetmiştim imkan bulursanız katılın diye ama eğer grubun parçası değilseniz biraz da rahatsız edici olabiliyorlar birden odaya 25 kişi doluşunca, o yüzden gerçekten ilgimi çeken ve keyfini çıkartmak istediğim bir odaya geldiklerinde mecbur oturdum, geçmelerini bekledim.

Müzenin yıldızları Sandro Botticelli'nin "Birth of Venus" ve Leonardo da Vinci'nin "Annunciation" tablolarıymış ki her 2-3 odada bir tabela koymuşlar "Leonarda'ya gider, Botticelli'ye gider" diye. Birth of Venus hakkında geçen sene bir ödev yazmıştım, o yüzden ilgimi çekiyordu, Botticelli'yi de severim ama nedense çok heyecanlı değildim. Neyse, Boticelli'nin odasına geldim bu arada yolda dinlene dinlene, efsane kalabalık içerisi. Sağda hemen girişte Boticelli'nin diğer bir eseri "Madonna of the Pomegranate" vardı, gördüğüm gibi vuruldum. Renkler, portrelerdeki hüzünlü burukluk. Ardından önündeki kalabalık biraz boşalınca Birth of Venus'ü izlemeye başladım.

"Boticelli diyorlardı, varmış bir bildikleri"

Vaay, çok iyiymiş ya. Bilmiyorum aklım da bir yandan Madonna tablosunda (solda görüyorsunuz) kaldı, bir şeyler vurdu beni orada ama. Neyse. Madonna'nın renklerini ve detaylarını, Venus'un de bütünlüğünü beğendim. Boticelli diyorlardı, varmış bir bildikleri. Yalnız oda çok kalabalık. Havalandırmada bir sorun yok neyse ki o iyi. Ama aynı anda odaya doluşan rehberli turların rehberleri, aralarında konuşan insanlar falan derken müzede hep bir uğultu var. Hatta uğultu az mı kalır bilemedim ya, baya sesliydi ben dolaşırken. Artık şanssızlığım mı bilemiyorum, o da bir yerden sonra yoruyor insanı. Neyse Boticelli'deydik en son. O odada yarım saatimi geçirmiş olabilirim, bir kaç tane daha tablosu vardı zaten. En sonunda çıktım, müzenin kafe kısmına uğradım terasta. Hava almak ve dinlenmek için güzel.

Helal be Mediciler

Bronzino_-_Eleonora_di_Toledo_col_figlio_Giovanni_-_Google_Art_Project

Bronzino'ya saygılar.

Alt katta Medicilerin topladıkları Roma döneminden kalma eserler var. Buraları çabuk geçtim biraz, çünkü vaktim az, hem de burada Ege/Akdeniz bölgelerindeki arkeoloji müzelerinde gördüklerimden farklı bir şey gözüme çarpmadı pek. Hermafrodit heykeli ayrı bir güzeldi yalnız, onu unutmamak gerek. Neyse, bu kat da oda oda. Ancak odaları bağlayan büyük ve görkemli bir koridor yok, odadan odaya atlayarak ilerliyoruz.

En aklımda kalan Bronzino oldu o odalardan. O nasıl bir portrecilik. Çok donuk bulunmuş, duygusuz bulunmuş eserleri -yandaki rehbere kulak kabarttım da biraz- ama ben bayıldım. Böyle garip bir rahatsız ediciliği var harbiden o donukluğunda. Bir de Tiziano'nun eserlerindeki renkler etkiledi baya. Yok mu başka, e var tabi sürüyle. Ama aşırı sanat yüklenmesinden, belki de daha çok yorgunluktan falan artık duramayacak hale geldim. Müzenin kapanmasına yarım saat kala turumu hızlı hızlı bitirip aşağı indim.

Uffizi Müzesi'nin Satış Mağazası

Çıkmadan müzenin satış mağazasına uğradım, neden tam açıklayamıyorum ama çok zayıf geldi. Yani köşedeki hediyelik eşyacıda yarı fiyatına bulabileceğiniz şeyler - kitapları saymıyorum - dışında özel bir şey yok. Oraya da göz gezdirdikten sonra guide'ı verip dışarı çıktım.

Saat artık 6 olmuştu, biraz daha sokaklarda dolandıktan sonra duş alıp biraz dinlenmek üzere hostel'e döndüm. Bu arada yolda da sonunda gelen paramı çektim, hostel'le işimi hallettim, pasaportumu geri aldım. Bir de o akşam 9'da herkes için makarna yapacakmış hostel yönetimi ücretsiz, onu söylediler. Akşam yemeğini de bedavaya getirdim diye pek sevindim.

Sıradaki: Duomo Meydanı

Duşumu aldım, baktım yemek vaktine daha var, çıktım tekrar Duomo Meydanı'na gittim. Evet yine boş boş dolandım. Ya bir yere girmiyorum, alışveriş de yapmıyorum. O kadar hoş ki şehrin sokaklarında işsiz işsiz dolanıp insanları, evleri, o yapıları izlemek. Yemek saati yaklaşırken tekrar döndüm hostele, bir tabak domates soslu makarna ikram ettiler. Çok bir şey değildi ama hoş bir jestti. Yemeği mideye indirince yine yerimde duramadım.

Michelangelo Tepesi'ne Çıkamayış

floransa-gezilecek-yerler-michelangelo

Bu sefer fotoğraf makinamı tripodumu aldım, şehrin en güzel izlendiği mekan olan Piazzale Michelangelo'ya gece çekimi yapmaya gideyim dedim. Yolda, tam Via Maggio Caddesi'yle köprünün köşesindeki dondurmacıdan da süper dondurmamı aldım. Böyle enerji dolu, mutlu mutlu tepeye doğru yürüyordum. Sonra dondurmam yere düştü, oraları bir kötü oldum tabi.

Ardından yolda çekim yapmaya başladım. Piazza'ya giden dar sokaklarda çekim yaptım, kaldırımlarda oturdum falan derken saati gece 1 ettim. Nasıl oldu ben de tam anlamadım. Daha da çıkmamışım hani Piazza'ya. Aslında amacım orada bir gündoğumu çekimi yapmak, şimdi gidişim de mekanı önceden görmek içindi. Baktım yorgunum, ha bir de yarın Roma'ya gidiyorum, tepeye çıkmadan geri döndüm.

Evet, bu arada ertesi gün Roma günü. Aslında tam da değil. Yani kararsızım. Bir kere Roma'da neden kalmadım? Niyetim aslında Milano'da 2 gece, Floransa'da 1 gece ve Roma'da 2 gece kalmaktı ama gideceğim tarihlerde ucuz hostel bulamadım. Floransa daha uygun - ve sonra baktığımda da daha çekici - geldi bir de Interrail'im vardı zaten. "İşte Floransa'da kalır oradan gider gelirim Roma'ya ya" dedim.


Roma'ya gitmeli mi?

Roma'ya benden 2 hafta önce Meksikalı bir arkadaşım gitmişti, kendisiyle hem genel kafa olarak hem de seyahat/şehir gezme tarzı olarak çok uyuşuruz. Daha İtalya'ya yola çıkmadan önce konuşmuştuk "ne yapayım, ne edeyim" diye tavsiye almak için. Beni iyi tanıdığından Floransa'ya aşık olacağımı ve muhtemelen Roma'yı Floransa kadar etkileyici bulmayacağımı, hatta beklentilerimi de düşük tutmam gerektiğini söylemişti. O yüzden beklentilerim düşüktü. Ve bir de harbiden Floransa'dan öyle etkilenmiştim, bir de Uffizi'de öyle gaza gelmiştim ki "Ya ben Roma'yı ekip bugün de burada mı takılsam, Accademia'ya giderim hem de diğer kiliseleri dolaşırım" diye düşünürken buldum kendimi.

floransa gezilecek yerler Loggia dei Lanzi

Loggia dei Lanzi

Sonra Floransa'dan ayrılmadan önce yarım boş günümü şehirde geçirebileceğimi hesapladım, o konu bir halloldu. Sonra "Acaba Roma'ya gitmesem de orada harcayacağım bir günde çevredeki  Pisa, Siena ve Bologna gibi 2-3 şehri mi dolaşsam?" diye ciddi ciddi düşünmeye başladım. Baktım çok kararsızım, arkadaşa yazdım bu sefer. "Ya sen Roma'ya git, sevmesen bile Avrupa yolculuğuna çıkıyorsan görmen gereken bazı yerler var ve Roma da onlardan biri." dedi. E tamam, ikna oldum.

Ertesi sabah 6 gibi uyandım, hemen hazırlandım, fırladım ki Roma'ya biletimi alayım. 15 dakikada istasyona vardım ama gişede Roma'ya saat 10'dan önce yer kalmadığını söylediler. Tamam dedim mecbur, 10:08'e bilet aldım, geri döndüm şehrin içine. Uffizi'nin hemen girişindeki Loggia dei Lanzi'ye gittim hazır sabah boşken. Harbiden de kimse yoktu daha, girdim, 1 saatimi mükemmel heykellerin arasında geçirdim.

Floransa'dan Roma'ya Ulaşım

Kahvaltı ettim bir yerde, istasyona dönüp bekledim trenimi ve 11:40'ta Roma'ya ayak bastım. Hemen de dönüş biletimi almak üzere makinelere gittim, ki bu şehirlerarası trenlerde yer olayı sıkıntı, akşam biletleri biterse Roma'da kalmak ve Floransa'da hostel'e ödediğim parayı yakmak istemiyorum. Harbiden de bir 19:50'deki trene yer kalmıştı, bir de 22:30 gibi saatlerde bir trene. Baktım akşama burada kalmak istemiyorum, 19:50'ye ayırttım yerimi. Tam 8 saatim var Roma'da yani. Yeter mi, meh.

İlk defa böyle aldım. Eh yani. Sora sora gitmekten iyi tabi. (Temsili)

İstasyondan çıktığım gibi köşedeki büfelerden birinden haritalı ufak şehir rehberi aldım 5 Euro'ya. Zaten booking.com'un Travel Guide'ı da yok Roma'da kalmadığım için elimde ki açıp bakayım, çat çat nokta atışı mekanların dibinde biteyim. Bir de Roma'yı görmeden giden canım Hintli arkadaşa söz vermiştim dönünce Roma'yı anlatacağıma, içinde kalmıştı gidemeyince. Ben de haritada yürüdüğüm yolu ve gezdiğim yerleri işaretlerim, yanlarına notlarımı da yazar rehberi postalarım çocuğa ki güzellik olsun. İstanbul'a gelince gönderdim harbiden de, üç haftada ulaşmış. Çok tatlı geri döndü o da sağolsun, bromance yaşadık.

Neyse, tıkladın mı mavi mavi nerede olduğunu gösteren güzeller güzeli GPS olmadan harita okumak zor geldi başta, yalan yok. Bir de yanlış yol tarif ettiler, salak salak sokak adı arıyorum istasyonun oralarda. Zaten vaktim kısıtlı, gerildim. Temmuz, hava da yapış yapış. Neyse başladığım noktaya geri dönüp ilkel yön bulma sistemime soğuk su ile bir reset attım, Jedi hislerimi dürtüp tekrardan başladım. Yürüdüm yürüdüm, sonunda Colosseum'un yolunu buldum.

Roma'da Panini Arayışı

Yav he he. Kanmayın abi.

Sonra karnım acıktı, kahvaltıyı pek iyi yapmamıştım. "Ya İtalya'ya geldim bir panini yemeden dönersem kendimi mıncıklarım" dedim ve güzel bir paninici aradım. Bulamadım. Hepsi kebapçı gibi geldi gözüme. Oturup da yemek istemiyorum zaten vaktim az, alayım da elde yürüye yürüye bitiririm ben onu. Baktım çok açım, harbi açım, sonunda aldım bir yerden. Keşke yazsaydım adını bir yere ya. Tavuklu aldım bir tane. Panini'yi de anlamadım zaten, toplamda iki üç defa daha yedim İtalya'da ama bunun bir standardı falan yok mu bilmiyorum. Sert ekmek arası şinitzeli marulla tost makinesine basıp verdiler elime. Mekan sahibi de bir garip triplerdeydi, "Abi bi ketçap sos bi şey atabilir misiniz böyle kuru kuru ölürüm ben" bile diyemedim. Hava da gram esmiyor, zevk almadan yedim bir şekilde artık. Marul bile sıcaktı ya. Sıcak marul bakın ıy.

Roma Kolezyumu Colosseo'ya Varış

Ara sokakların ardından Colosseo'yu gördüm artık. Vay. İlk görüş, hmm. Bilemedim ya. Bir şeyler eksik ama. Tepeden, tam Colosseo'nun karşısındaki merdivenlerin oradan izledim biraz. Ya bir şeyler eksik harbi. Hiç bir şey hissetmiyorum. Heyecanlanmadım, kalbim teklemedi. "Vay vay VAAAAY" demedim.

14674280935_cda11f1cdd_k

İndim aşağı önüne, etrafını dolaşmaya başladım. Büyük tamam ama, etkilenmedim yani, hissetmedim. Garip duruyor bir kere, iki bin yıllık yapı, etrafında vızır vızır arabalar dolaşıyor. Çirkin evler. Hele hele Floransa'dan sonra bu uyumsuzluk çok batıyor gözüme. Bu sefer hem Colosseo'nun etrafında dönüyorum, hem de "Şaka mısın olm, sen her günü Kadıköy'de geçen çocuk kalkıp Roma'ya gelmişsin, ya sen hayırdır?" diye kendimi sorguluyorum.

Bu sırada içeri girmiyorum çünkü klasik İtalya. Çok sıra var, bir de etrafınızda "Priority bilet verelim abime" diye dolaşan turcular. Sırayı beklemiyorum, vaktim zaten çok az, güneş tepede. Biraz önünde oturup yapıyı seyrettikten sonra kendimi zorlamanın anlamı olmadığına karar verip yola devam ettim.

Il Vittoriano sonraki durağımdı, o yüzden Colosseo'nun yanından çıkan yoldan yürüdüm. Arkeolojik alanları gördüm, sokak sanatçılarını gördüm, Roma askerleri gibi giyinip insanlarla para çektirmek için para alanları gördüm, bir de havada asılı duran bir Hintli adam gördüm. Baya baya havadaydı adam, bağdaşı kurmuş oturuyor. "Aaa levitasyon lan bu" diye her ne kadar inanmak istesem de inanamadım. Kıçında metal levha vardır, altta da kesin bir magneti falan numarası vardır diye düşündüm. Onu da çözemedim. Garipti ya, yazarken bile şaşkınım, Doctor Strange gibi havada işte adam. Çözemeyince yürüdüm, n'apiyim.

Il Vittoriano Anıtı

vittoriano

Devam ettim, Il Vittoriano'ya - Altare della Patria diye de geçiyor - geldim. İtalya'yı 6. yüzyıldan sonra tekrar birleştiren Vittorio Emanuele anısına yapılmış, bembeyaz bir anıt bina. Sağında solunda, her tarafında İtalya halkını ve özelliklerini anlatan heykeller. Uzun beyaz merdivenler, çok hoş, çıkması yoruyor tepeye kadar. Oturması yasak bu arada merdivenlere, aklınızda bulunsun. Poponuz taşa değdiği anda biri düdük çalıyor arkadan, duymazsanız ya da ne olduğunu anlamazsanız milletin ortasında bağırıp rezil ediyorlar sizi. Beni etmediler de 2-3 dakikada bir gerçekleşince komik oluyor "Aha şimdi azarı yiyecekler" diye izlemesi.

Kenardan Mucha da sokayım yazıya tanımayan varsa.

Kenardan Mucha da sokayım yazıya tanımayan varsa.

O sıcakta merdivenleri çıkmak yoruyor doğrusu ama yukarıda manzara fena değil. Bir de seyir terası varmış yapının ama tabi ki de ücretli olduğu için pas geçtim. Sadece dışarıda merdivenleri çıkış balkonlarda dolaşmayın eğer yolunuz düşerse, içeriyi de bir gezin. Çünkü orası bir kere klimalı, serin. Ayrıca ekranlarda İtalya'nın birleşmesi ile ilgili belgeseller, klipler dönüyor ve fotoğraflar sergileniyor. Eğer vaktiniz varsa göz atmanızı tavsiye ederim, çünkü Roma'ya geldik diye sadece Roma İmparatorluğu'na yüklenmek olmaz, İtalya'nın tarihi de ilginçtir. Bir de şansıma ben gezdiğimde Albert Mucha'nın sergisi vardı, artık nasıl güzel denk geldiysek. Ucundan bir kafamı sokup bakabildim, bir de çıkarken müzenin dükkanından üç beş tane kartpostalını aldım.

Sıradaki hedef: Pantheon

pantheon

Şimdiki hedefim Pantheon. Il Vittoriano'dan çıktıktan sonra 10-15 dakika gibi kısa bir yürüyüşle vardım. Ha bir de yolda dondurma alayım dedim. Sonuçta Roma'dayım, İstanbul'da kalkıp Roma dondurması yerken asıl yerine gelince yememek ayıp olurdu. Evet son 2 gündür öğünlerimin yarısından fazlasını Nutella-ekmek ile geçirince artık param var biraz doğal olarak, e o zaman "Treat myself" günü ilan ettim bugünü. Tabi çok açılmadan.

Floransa, Milano, Como, Roma ve Dondurmaları

Neyse, küçük esnafa destek diyerek aldım dondurmacı dükkanı işleten bir teyzeden. Böyle hepsini ufak kaşıklarla denetti zorla falan, sağ olsun. Kadını o kadar uğraştırdıktan sonra şimdi almasam ayıp olur diye aldım ama, meh yani. Como'da yediğim şey, dondurma değildi. Floransa'da yediğim kadar da güzel değildi. Milano'da kalenin orada yediğime göreyse fiyat/performans olarak daha iyiydi. Dondurmayı gömdükten sonra voaaah, bir dakika.

Tekrar Pantheon

Pantheon süper ya, bir çıktı karşıma tüm görkemiyle, hiç beklemiyordum böyle. Colosseo'dan sonra nasıl bir beklentisizlik içine girdiysem, ağzım açık kaldı. Hemen sıraya girdim, çünkü daha yürüyecek yolum var baya, ama treni de kaçırmak istemiyorum, bir de heyecan yaptım. İçeriye bir girdim, VAY BE. Mükemmel bir görüntü. Kubbedeki delikten içeri sızan ışığın yarattığı ambiyans mükemmel.

5030088792_d11dd8a787_b

Duvarlarda tablolar ayrı bir güzel. Raphael ve az önce anısına yapılmış Il Vittoriano'yu gezdiğim Vittorio Emanuele de buraya gömülmüş bu arada. Biraz oturdum, kubbeyi, etrafı izledim. Çok da sessiz bir yer değil ama bu arada burası, İtalya'da gezdiğim diğer kiliselerde ses oldu mu "Şşşt" diye oradan birileri düzeni sağlamaya çalışıyordu ama burada öyle bir şeye denk gelmedim. Sonra çıktım, tam gidiyordum ki baktım olmuyor, baya beğendim, tekrar sıraya girdim. Bir 20 dakika daha dolaştım içeride.

Pantheon'un ardından bir gaza geldim, enerji doldum, şehre olan ilgim arttı. Yukarı çıktım, haritamda "Bence görseniz iyi olur" yazdığı için İtalya'nın başbakanlık binası Palazzo Chigi'yi gördüm. Ki görmesem de olurmuş yani. Ardından ana caddeye çıktım, karşıya geçtim ki Fontana di Trevi'yi göreyim.

roma gezilecek yerler aşk çeşmesi

Fontana di Trevi - Aşk Çeşmesi

Bu da VOAAAV dedirtecek bir yapı, eğer görebilirseniz. Çünkü önü deli gibi insan dolu. Ve herkes fotoğraf çekiyor, her elde bir selfie çubuğu, ki ben bunu görünce delirdim. İnsanların çok büyük bir kısmı telefon ekranlarından, kamerası olanlar da vizörlerinden/ekranlarından kafalarını kaldırıp doğru düzgün dönüp bakmadı bile havuza. Fotoğraf objesi işte, "Gittik gördük" Instagram postu. Herkes kendine odaklanmış, selfie'sinde güzel çıkmaya çalışıyor.

Bir de "Kardeş! Gel bi bileklik hediye edeyim"ci çakal esnaf gelip dürtüyor ikide bir. Hava da çook sıcak artık, sinirlendim oturdum kaldırıma. 10 dakika sonra önü açıldı biraz da gidip oturup izleyebildim. Ama off, ciddi sinirlendim insanlara. Bu arada şuradan da canlı izlenebiliyor Trevi, ben bu kadar net göremedim valla iyiymiş.

İspanyol Merdivenleri ve Via Condotti

Tadilattan önce İspanyol Merdivenleri ve Meydanı.

Tadilattan önce İspanyol Merdivenleri ve Meydanı.

Yakındır diye, ardından İspanyol Merdivenleri'nin bulunduğu Piazza di Spagna meydanına gittim. Ama mayısta bağlayan onarım çalışmaları daha bitmemişti, merdivenleri göremedim. Meydanda yapacak bir şey bulamayınca rehberli haritama tekrar baktım, "Via Condotti Roma'nın moda caddesidir, ünlü markaları falan vardır, gelmişken gezin" diyordu. E önümde zaten, girdim. Çok bir havası yoktu, zaten dükkanlara harcayacak vaktim ve param da yoktu ki çoğunun vitrinine bile bakmadım.

Sıcaktan Prada'nın önüne çöktüm biraz, bir de internetleri varmış ücretsiz - ki İtalya'da zor bulunur - yapıştım hemen. Haritalara, nerelere gitsem diye bakıyordum ki güvenlik görevlisi bakışlarıyla kibarca kovdu beni. Çok klas bakış attı ama harbiden kendi kendime "Ben gideyim yavaştan zaten ait de değilim buraya" derken alınmadım. Sonra cadde bitti. Vaktim de vardı daha, Tiber Nehri'ni geçip Vatikan'ı görmeye karar verdim.

Vatikan

Aslında Roma'ya giderken planlarım arasında yoktu, çünkü Meksikalı arkadaş "Vaktin azsa gitmeye değmez, çok kalabalık zaten" demişti. Ama vaktim kaldı, işim yok, güneş artık tepede olmadığı için yürümek de keyifli hale gelmiş ve etraf da insan kaynamıyor artık. Amacım şehrin üst kısımlarını da görüp istasyona oralardan yürümekti ama çok geç kalırsam da metroya binerim en kötü. Tomacelli Caddesi'nden devam ettim, bir ara sokak içlerine girdim çıktım arkadaşlarıma göndermelik kartpostal/zarf bulabilmek için. Cavour köprüsünden yürüyerek şehrin öbür tarafına geçtim.

Bu taraflar çok daha sakin. Nehrin yanından yürüyorum, hava da güzel. "Neyse lan geldik artık koyver gitsin" kafasına ulaşmış durumdayım, ki hiçbir şey keyfimi kaçıramaz artık. İtalyan yüksek mahkemesi "Corte Suprema di Cassazione" önünden devam ettim. Castel Sant'Angelo önünde durakladım, kaleyi geçtikten sonra da nehir tarafından sahaflar, kartpostalcılara takıldım. Her tarafta Papa'nın portreleri, kartpostalları. Alışık değilim, garip geldi, parodi gibi biraz.

Vatikan'a girememek

Yolu gevşek gevşek yürüdükten sonra Vatikan'a vardım. Saat 6'ya yaklaştığından kapanmanın eşiğindeydi, gir(e)medim şehre. Öyle demirlerin oradan bir süre izledikten sonra devam ettim. Hemen meydanın solundaki caddeyi takip etmeye başladım, ki yukarıya, Ottaviano metro İstastonu'ndan sağa dönüp yürüyerek şehrin öbür tarafına geri döneyim. Öyle de yaptı. Tarihi eser ya da görülecek bir şey yok ama sokakları sakin, yeşil. Hava da artık yapış yapış değil.

Piazza del Populo

Piazza del Populo

Yolda bir de sandviç aldım, kenarları soyulmuş ekmekten yapılmış domatesli peynirli. Roma'nın bu tarafları pek bir şekermiş. Ooo, süper keyifliyim ya. Yol bitince Pietro Nenni Köprüsü'nden tekrar Tiber Nehrini geçtim. Dönüş yolum geldiğimden farklı olsun diyerek Piazza del Populo'ya yollandım.

Meydanda biraz dinlendikten sonra baya az vaktim vardı. Artık bir yerden metroya binip istasyona dönmeye karar verdim ki trene yetişebileyim. Tam oradan dümdüz aşağı yardıracaktım ki haritada Villa Medici'yi gördüm. Uffizi'de bir kaç yerde görmüştüm adını, e o kadar da Floransa'da hayran kalmışım yaptıklarına, gelmişken bir görmeyi istedim. Yolum uzar ama olsun.

Villa Medici'ye çıkış

Villa Medici - Roma

Villa Medici - Roma

Hemen meydanda solda kalan merdivenleri çıktım, dolanan yoldan tekrar biraz yokuş çıktıktan sonra - Viale della Trinità dei Monti olarak geçiyormuş yolun adı- yürümeye başladım. Sonra bir yerde durdum, vaay, süper bir Roma manzarası. Çatıları, balkonları, eski binaları görünce yine bir Assassin's Creed anı yaşadım. Çok az vaktim vardı ama - zekiyim ya - yine bir 5-10 dakika keyif yaptım. Ardından hızlı hızlı devam ettim. Villa Medici çoktan kapanmıştı, o yüzden pek bir şey göremedim. Yerini biliyorum en azından artık n'apiyim.

Yokuştan indim, kısa bir yürüyüşün ardından tekrar İspanyol Merdivenlerinin oradayım. Sonra hop, metrodayım. Metrodan sonra istasyonda, ardından trenimde şansa bala denk gelmiş first class koltuğumda kartpostal yazıyorum.

Interrail'ın iki aşamasının sonu ve düşünceler

Şimdi geriye baktığımda Roma ile ilgili karışık düşünceler içerisindeyim. Bir kere Roma'yı adam gibi gezmedim, belli olduğu üzere vaktim azdı, param da azdı. Sorsalar, sadece "Roma'yı gördüm geldim işte" diyebilirim. Gördüğümden zevk aldım mı bilmiyorum. Nereleri gezdim, nerelerden yürüdüm, aşağıdaki haritada işaretli.

Rehber üzerindeki haritaya yolumu çizdim, Hindistan'a gönderdim. Bakalım o gittiğinde kendi rotasını çizip geri gönderecekmiş.

Rehber üzerindeki haritaya yolumu çizdim, Hindistan'a gönderdim. Bakalım o da gittiğinde kendi rotasını çizip geri gönderecekmiş.

Floransa çok güzeldi bir kere, beklentilerimi aşmıştı. Milano'da pek beklentim yoktu ama orayı da sevmiştim. Roma'daysa önce istekli değildim pek, sonra "Koskoca Roma ya" diye bir beklenti içine girmiştim ama hayal kırıklığına uğradım. Ne üzüldüm ya Colosseo'nun önünde "E bu mu?" boşluğuna düşünce.

Ama dediğim gibi, çok sıcaktı, çok kalabalıktı, bir de şehir bütçemin üzerindeydi. Tekrar gitmek isterim bir gün Roma'ya ama sevdiğimden, beni heyecanlandırdığından değil de "O kadar insan bayıldığına göre vardır kaçırdığım bir şeyler" düşüncesiyle tekrar giderim. Tabi bu da zorlama bir duygu değil, hakkını vererek gezdiğim konusunda şüpheliyim sadece. Roma'yı da öyle ya da böyle gezdikten sonra sıra geldi son aşama Bergamo'ya. Floransa gezimin devamı ve Bergamo yazımı okumak için buraya tık. 

https://valizim.com/interrailda-yaniniza-almaniz-gerekenler/

Floransa ve Roma'yla ilgili daha fazla bilgi için diğer yazılarımıza göz atabilirsiniz. Mesela Floransa Gezi Rehberi veya Roma'da Görülecek Yerler.