İstanbuldan yola çıktım ve Avustralya Sidney'e ulaşabilmek için 2 aktarmalı uzun bir uçuş yaptım. İlk aktarmayı Abu Dabi'de ikinciyi ise Melbourne'de yaptıktan sonra, yaklaşık 20 saati aşan yolculuğum sona erdi. Ve evet, Sidney'e hoş geldim... İlk günlerim, uzun zamandır orada yaşayan Avustralyalı ve Kanadalı arkadaşlarımla birlikte geçti. Bu nedenle yer-yön öğrenmeme, plan yapmama gerek kalmamıştı. Fakat birkaç hafta sonra, bir gün tek başıma kaldım ve günü boş geçirmemek için bu sefer rotamı çizip kendimi sokağa attım.

Sidney'de bisikletle 1 gün

Sidney’e geldiğimden beri en çılgın günümü yaşadım sanırım ve tamamına yakınını yalnız geçirdim tabii. Bi kere sabah 7.30’da kalkıp Avustralyalı arkadaşım James’le beraber Red Leaf Plajı'na yüzmeye gittik, 30-40 dakika kadar yüzdük, sonra kahve alıp eve döndük.

James’le Kris 9.30 gibi düğün hazırlıkları için evden ayrıldılar, ben de 1-2 saat çalışıp sonra çantamı hazırladım ve James’in bisikletini alıp 11:45 gibi evden çıktım. Double Bay rıhtımından 12:10 gibi motora binip "Circular Quay" isimli şehir merkezine (köprü ayağına yakın) gidecek, oradan da ikinci bir motorla direk şehrin kuzey yakasında kalan Taronga hayvanat bahçesine geçecektim, ama ben double bay diye yanlışlıkla rose bay’e gittiğim için ilk motoru kaçırdım.

Bunun üzerine, bisikletle epeyce inişli çıkışlı bi rota izleyerek yaklaşık bir saat içinde Circular Quay’e vardım. orada “akbil”imi (opal kart) doldurdum, 13:20’de motora bindim, yaklaşık 15-20 dakikalık bi yolculuktan sonra hayvanat bahçesinin yakınındaki rıhtıma yanaştık (bu esnada yarım sandviç yedim, epey de bi su içtim).

Sidney'de Ulaşım

*Bir not; Sidney’de toplu taşıma için kullanılan İstanbulkart benzeri kartı araçtan inerken de basıyoruz (tıpkı bizim metrobüsteki iade alma şeysi gibi, ama tüm araçlar için geçerli).

*İkinci not, motor ücreti 5.80 dolar.

Hayvanat bahçesinde bisiklet parkı yokmuş ama neyse ki konuştuğum görevli kız yardımcı oldu, onların eşya falan koydukları bi oda varmış oraya koydum bisikleti. Normalde hayvanat bahçesi erişkin günlük giriş ücreti 40 $ civarı, yani baya kazık ama çok şanslı olduğum için James bana arkadaşlarından yıllık giriş kartı ayarlamıştı, onunla ücretsiz giriş yapmış oldum.

Sonra hayvanat bahçesini gezdim işte, filler, zürafalar, kangurular. fok balığı gösterisine denk geldim, onu izledim biraz. Minik bi tren vardı genelde çocukları ve ailelerini gezdirmek için kullanılan, ona bile bindim, eheh. 1 saat veya biraz daha fazla gezdikten sonra çıkışta biraz ufak tefek kartpostal falan bi şeyler aldım, bisikleti alıp tekrar yola çıktım. Bu sefer hedef köprünün ayağında (ama bu sefer kuzey yakadaki ayağında) bulunan olimpik yüzme havuzuydu.

Daha 30-40 dakikalık yolum varken suyum komple bitti ama ben kafaya “önce havuza var, varınca orda bi şeyler yer içersin” diye yazdığım için kendimi zorladım biraz. İstanbul’dan bile daha fazla çıkış - iniş olunca tabii pestilim çıktı. Sonunda vardım havuza, 7.80 dolar giriş ücreti ödedim, direk aşağıdaki kafeye gittim. Bir tane tavuklu sandviç + bir Powerade + bir de su alayım dedim, tavuklu sandviç yokmuş ben de domuzlu aldım. 15.90 dolar tuttu bunların hepsi.

Sidney'de public havuz keyfi...

Havuz bildiğimiz olimpik havuz, etrafında da tribünler var, o tribünlerde havlu serip güneşlenilebiliyor. Erkekler soyunma odasına gidip üstümü değiştireyim dedim, bi baktım herkes çıplak dolaşıyor, kabin diye bi şey yok. :)

Tekrar yola çıktım ve bu sefer hedef güney yakadaki national Royal Botanic Gardens ve orada açık havada verilecek olan klasik müzik konseriydi. Bunun için Sidney’in boğaz köprüsüne tırmanıp karşıya geçmem gerekiyordu, bu sefer çok zorlanmadan yaptım bunu. Karşıya geçtikten sonra cep telefonundan navigasyona baka baka parkı buldum 20 dakika içinde. Bir tuvalete gittim sonra çimenlere serilip çantamda kalan son sandviçimi yedim. biraz oyalandım, sonra 20:00 civarı konser başladı. Fena değildi ama ben artık yorulmuştum zaten, hava da biraz soğudu, telefonumun da pili iyice bitecek gibi olduğu için navigasyonsuz kalmayayım dedim, 21:00 gibi alanı terk edip ev yoluna koyuldum.

Sidney'de bisikletliler için vale hizmeti

Bu arada ilginç bir not, parkın girişinde Sidney bisikletliler grubu bisikletliler için “ücretsiz vale parkı” hizmeti sunuyordu. Baya baya vale var. İsmimi telefonumu alıp bana bi kağıt verdiler ve bisikletimi alıp park yerine koydular. Çıkışta da kağıdı verip bisikletimi aldım, hiç kilitle güvenlikle vb. uğraşmamış oldum. Daha önce havuzun orda bisikleti üç farklı kilitle kilitlemek için uğraşmıştım epey.

En sonunda, bisiklette ön ışık da olmadığı için çoğunlukla kaldırımları kullanarak yarım saatte eve geldim. Sidney’deki en uzun günüm işte böyle geçti. Umarım önümüzdeki süreçte detaylı bir Sidney gezi rehberi de yazmam mümkün olur. Şimdilik bir adet Sidney blog yazısıyla veda ediyorum.