Kanada – Niagara-on-the-lake | Niagara’da çiçekler içinde bir İngiliz kasabası


Gösterişli villalar, şık kafeler, yerel mağazalar ve şarap bağları… Çiçeklerle süslenmiş bir kasaba ve elbette ki, huzurlu kasaba sakinleri… Bunların hepsi, her yıl milyonlarca turistin akın ettiği Niagara Şelalesi’nin yanı başında. Fakat bölgeyi ziyaret eden çoğunluk, buranın varlığından dahi haberdar değil. Gelin birlikte Toronto’dan yola çıkıp önce Niagara Şelalesi’ne, sonrasında da Niagara-on-the-lake kasabasına birlikte seyahat edelim…

Başlangıç noktamız Union Station. Toronto’nun New York’u andıran, tüm iş kulelerinin toplandığı bölgesindeki en işlek tren istasyonundan Niagara’ya giden trene atlıyoruz ve 2 saatlik yolculuğun ardından, kendimizi neredeyse terk edilmiş bir kasabada buluyoruz. Elektrik direklerindeki hoparlörlerden müzik sesi kasabaya yayılsa da; evler kapalı, sokaklarda ise insan yok… Çünkü herkes Niagara Şelalesi’nde, biz ise şelaleye birkaç kilometre uzaktayız.

Şimdi nasıl Niagara Şelalesi’ne gideceğiz diye düşünürken biri bize sesleniyor… “Taksi lazım mı?”. 20 sene önce Türkiye’yi terk edip Kanada’ya yerleşen Türk taksi şoförünün aracına hemen atlıyoruz ve rehberli turumuza başlıyoruz.

Niagara bölgesi, ilk kurulduğu zamanki gibi hem doğal güzelliklerin hem de eğlencenin iki ülke sınırındaki en önemli merkezi. ABD ve Kanada sınırındaki Niagara, dünyanın en muhteşem ve en şaşırtıcı doğal güzelliklerinden biri olan Niagara Şelalesi’ne ev sahipliği yaptığı gibi, gece hayatı ve kumarhaneleriyle de meşhur.

ABD’de yetişkin olma yaş sınırı, Kanada’ya göre çok daha yukarıda olduğundan, gece hayatının hızlı aktığı bu bölge, Amerikalı gençlerin de uğrak mekanlarından biri. Fakat şelaleleri görmek için her yıl gelen yaklaşık 15 milyon turist, bölgedeki hakimiyeti sağlıyor.

Üzerinize Niagara yağıyor!

Niagara Şelalesi, tek seferde görüp algılanamayacak kadar olağanüstü. Şelaleyi daha görmeden, üzerinize ince ince damlaların yağdığını hissediyorsunuz. İzlemek için yaklaştığınızda, hele bir de tekneyle yakınına gittiğinizde ise, eşi benzeri olmayan o gücü hissediyorsunuz. Suyun dökülme hızıyla ortaya çıkan sis, üzerinize ince ince dökülen damlacıklar, ara sıra kendini gösteren gökkuşağı, Niagara Şelalesi’ni benzersiz yapıyor.

Şelaleyi gördükten sonra ise sıra etrafı keşfetmeye geliyor. Gidilecek en güzel yer, şarap bağları ve sevimli evleriyle meşhur Niagara-on-the-lake kasabası. Eğer Kanadalı dostlarımız olmasaydı belki biz de şelaleyi hayranlıkla izleyip Toronto’ya geri dönerdik, fakat bölgede hoş vakit geçirilebilecek daha pek çok İngiliz kasabası olduğunu öğrenip en meşhuru olan Niagara-on-the-lake’e doğru yola çıktık.

Otobüs ve shuttle aracılığıyla ya da bisikletle, yaklaşık 45 dakikalık yolculukla kasabaya ulaşılabiliyor. Vardığınızda ister şarap bağlarına, ister Downtown yani kasaba merkezine yönelebilirsiniz. Dilerseniz şarap bağları için özel turlara katılıp hem tadım yapabilir hem de bölgedeki tüm ulaşım/transfer ihtiyaçlarınızı, 50 CAD (Kanada Doları) gibi bir ücret karşılığında, tur kapsamında çözebiliyorsunuz.

Biz zamanımız kısıtlı olduğu için İngiliz kasabası ambiyansını tercih ederek Downtown’a yöneliyoruz, fakat konaklayacaklar için şarap tadımı da oldukça hoş bir deneyim…

Çiçeklerle süslü sokak lambaları, sarmaşıklar içerisindeki minik işletmeler ve sevimli Kanada evleri sayesinde, evden çok uzakta olduğumuzu hissediyoruz. Burada yaşayan Kanadalı zenginler, kendilerine bir masal kasabası kurmuş gibi. İngiltere’nin de pek çok yerinde karşınıza çıkabilen mimari ve peyzaj, Kanada’nın İngilizler tarafından tutulan bu bölgesinde kendini gösteriyor.

Niagara-on-the-lake kasabasında kafeler ve restoranlar son derece göz alıcı. Özellikle dondurmacılar, katkı maddesi içermeyen, sağlıklı dondurmalarıyla övünüyorlar ve sanırım övünmekte haklılar. Enfes dondurmalarımızdan birer kaşık aldığımız anda, renklendirici/tatlandırıcı gibi ekstra maddeler kullanmadıklarına dair ikna oluyoruz. Kasabada her şey özenle tasarlanmış ve üretilmiş gibi… Dondurmalar bile!

Kasabanın en gösterişli kafesi: Shaw Cafe

Downtown’u keşfederken etrafı çiçeklerle süslenmiş Shaw Cafe, adeta “ben buradayım” diyor. Bu çekici görüntü karşısında, restoranın son derece turistik olduğunu düşünsek de, manzara çok hoşumuza gittiği için daha fazla beklemeden öğle yemeğini yemeye karar veriyoruz. Kafenin önündeki George Bernard Shaw heykelinden anlaşılacağı üzere, kendisi bölge halkı tarafından son derece değer görüyor.

Turistik yerlerde alıştığımız şekilde önceden pişirilmiş, masaya servis edilmeden önce mikrodalgada ısıtılmış bir yemek bekliyoruz tabii, fakat öyle olmuyor. Siparişten 30-40 dakika sonra servis edilen enfes lazanya ve kiş Kanada gezisi boyunca tattığım en güzel yemeklerden. Bu nedenle Shaw Cafe’yi gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim, fakat etraftaki tüm kafe ve restoranların aşağı yukarı aynı kalitede hizmet verdiğini düşünüyorum. (Kanada’nın adabı muaşeret kurallarına göre, yüzde 10-15 oranında tip bırakmayı unutmayın. 🙂)

Bölgenin şarabı: Icewine

Kasabadaki dondurmacılar ve restoranların ardından denenmesi gereken bir şey daha var, o da Niagara bölgesinin en meşhur şarabı ice-wine. Hava eksili derecelerdeyken toplanan buz tutmuş üzümler, buzu açılmadan sıkılıyor, mayalanmaya bırakılıyor ve bu sayede özel bir lezzet ortaya çıkıyor. Her sene yalnızca Kanada’da üretilebilen bu şarabın en lezzetlileri de Niagara-on-the-lake kasabasında!

Üretimi epey emek isteyen, fiyatları ise yüksek olan bu özel şarabı tatmak için birkaç kilometre ötedeki şarap bağlarını ziyaret edebileceğiniz gibi Downtown’daki restoranları da değerlendirebilirsiniz. Meraklıları için, ocak ayının son iki haftasında düzenlenen Icewine festivali de bir seçenek.

Yemek faslının ardından yapılacak en güzel şey merkezdeki butikleri ve mağazaları karıştırmak. Tasarım mobilyalar, Noel süsleri, retro kıyafetler, hediyelik eşyalar ve daha neler neler… Burada hiçbir dünya markasını göremezsiniz, fakat yine hiçbir yerde göremeyeceğiniz yerel mağazalar mevcut. Çikolata ve peynir dükkanlarında ziyafete devam edebilir, parfüm, şapka ya da mücevher dükkanlarından orijinal hediyeler alabilirsiniz.

George Bernard Shaw’un anısına

Kasaba, Kanada’daki en geniş çaplı kar amacı gütmeyen tiyatro festivallerinden biri olan Shaw Festival’a da nisan ve kasım aralığında ev sahipliği yapıyor. Hem Nobel Edebiyat ödülü hem de Oscar ödülünü alarak tarihe geçen oyun yazarı George Bernard Shaw’un isminin verildiği tiyatro festivali, Niagara’daki en önemli kültürel aktivitelerden. Komedi dalındaki eserleriyle de tanınan Shaw anısına, kasabada komedi festivali de düzenleniyor.

Kanada’da emeklilerin ve inzivaya çekilmek isteyenlerin yaşamlarını sürdürebileceği en güzel yer olarak bilinen Niagara-on-the-lake kasabası, gerçeklikten uzaklaşmak ve hayatı birkaç günlüğüne olsa da yavaşlatmak için şahane bir seçenek. Muhteşem yemek ve şaraplar, butik işletmeler, şarap bağlarının yanı başında oksijen dolu yürüyüşler için Niagara bölgesi güzel bir alternatif.





Bunlarla da ilgilenebilirsiniz:


Etiketler


Bilgi Üniversitesi, medya ve iletişim sistemleri bölümünden mezunum. Bir reklam ajansında SEO uzmanı olarak çalışıyorum. Vakit yaratabildikçe seyahat ediyor ve böylece Valizim için zevkle içerik üretiyorum. Seyahat edemediğim dönemlerde ise yurt dışı deneyimlerimden faydalanarak şehir rehberleri hazırlamaya çalışıyorum. Yeni yazılarımdan haberdar olmak için Valizim'in Facebook ve Instagram hesaplarını takip edebilirsiniz! Ayrıca Hürriyet Seyahat'teki yazılarıma da göz atabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir